SOSYAL GİRİŞİMCİLİK

screenshot_1screenshot_20

SOSYAL GİRİŞİMCİLİK

Girişimcilik sosyal ve kültürel bir olgudur. Sosyal girişimci, kâr etmeyi amaçlayan ama elde ettiği kârı, topluma fayda üretmek için kullanan girişimcidir. Girişimciler her şeyden önce insan olarak yaşadıkları sosyo-ekonomik ortamın bir ürünüdür.

Girişimcilik demek, fırsatları fark etme, mevcut sorunların çözümlerini bulup söz konusu alanda risk alarak yatırım yapmak demektir. Girişimciliğin doğasında yenilikçilik, risk alma ve değişim yaratma vardır. Sosyal girişimcilik ise toplumsal sorunlara çözüm getirme amacıyla oluşturulan aynı zamanda yenilikçi yöntemleri kullanan bir modeldir. Dünyada sosyal girişimlere yönelen yetenek, enerji, kaynak, para ve ilgi her geçen gün artıyor.

Sosyal girişimlerin merkezinde misyonları vardır; ticari faaliyetlerini ise amaçlarını gerçekleştirmek için araç olarak kullanırlar. Sosyal girişimler, elde ettikleri kârı yine sosyal amaçlara yönlendirirler. Sosyal girişimlerde başarı ölçütü, kâr değil, toplumsal değişim ve yaratılan faydadır. Kâr etmek, sürdürülebilir ve kalıcı olmak için bir koşuldur. Sosyal girişimler, hedeflerini kısa vadeli değil, uzun vadeli toplumsal etkileri artırmaya yönelik belirlerler.

Sosyal girişimler, dezavantajlı kesimlerin yoksunluklarının giderilmesinden çevrenin korunmasına, insan hakları ihlalleriyle mücadele etmekten yok olan dillerin ve toplulukların yaşatılmasına kadar birçok alanda etkinlik göstermektedir. Eğitim, sağlık, çevre, insan hakları, kalkınma gibi birçok alanda sosyal dönüşüm gerçekleştirmeyi amaçlar. Üstelik pek çok karmaşık sorunun çözümünde gösterdikleri başarıyla sosyal girişimciler, özel sektör şirketlerine rol model olmaktadır. Sosyal girişimciler, sorun çözme becerileri, işbirliği yetenekleri, sorumluluk alma ve gönüllülük ruhlarıyla özel sektör şirketlerine ilham verirler..

Sosyal girişimciler, faaliyet gösterdikleri alanlarda kalıcı değişim yaratmayı, çözümlerini yaygınlaştırmayı ve uzun vadede toplumun desteğini kazanarak sorunu ortadan kaldırmayı hedeflerler. Geniş çerçeveli sosyal problemleri teşhis etmek ve çözmek için bir sosyal girişimciye gereksinim duyulur, çünkü bir sosyal girişimci, tüm sistem dönüşene dek yılmadan çalışmayı sürdürebilecek vizyon ve kararlılığa sahiptir. Sosyal girişimcilik, “hayırseverlikten” de “sivil toplum hareketinden” de çok farklıdır. Hayırseverlik, karnı aç olana “balık vermek” üzerine kuruludur. Sivil toplum projeleri ise temelde “balık tutmayı öğretmek” üzerine kurgulanır.

Sosyal girişimcilik ise bu alanın öncü kuruluşu Ashoka’nın kurucusu Bill Drayton’un dediği gibi, balık vermek ya da balık tutmayı öğretmekle yetinmeyip balık endüstrisini kökten değiştirmeyi hedefler.

 

 

 

 

 

 

Sosyal girişimciliğin cazibesi, bütün “iyiliklerin” toplum yararına kullanmasında yatıyor. Hepimizin ezberinde “etkinlik”, “verimlilik”, “kâr” gibi kavramların iş hayatına ait olduğu bilgisi vardır. Buna karşın “toplumsal fayda”, “iyi niyet”, “özveri” gibi kavramlar ise sivil toplum kuruluşlarına aittir; ama bu kuruluşlar girişimciler kadar “becerikli” değillerdir. İşte sosyal girişimcilik, “kâr” ve “toplumsal faydayı” aynı potada eriten, toplumsal ideallerle yönetim becerilerini aynı çatı altında toplayan bir anlayıştır.

El attıkları alanlarda sosyal girişimciler, sosyal değişimi baş döndürücü bir hızda tetikleme gücüne sahipler. Neredeyse hemen hepsi yerel düşünüp yerel hareket ediyor olsalar da, aslında özellikle geçtiğimiz on yıl içinde küresel bir hareket olarak da önem kazandılar. Sosyal girişimciler, parlak zekâları, içten gelen motivasyonları, vizyonları, çalışkanlıkları ve başarma tutkularıyla, iyimserlik aşılıyor, toplumu cesaretlendiriyorlar. Daha da önemlisi bir yandan acil toplumsal sorunlara kalıcı çözümler getirirken, öte yandan bu hareketlerin parçası olsun ya da olmasın herkese “dünyayı değiştirebileceğimiz” ilhamını veriyorlar. Sivil girişimciliğin yükselişi, içinde yaşadığımız zamanın en önemli gelişmelerinin başında geliyor.

Sosyal Girişimcilik deyimi, dilimize yeni girmiş olsa da uygulama olarak çok eskilere dayanır. Ülkemizde daha 1872’de Darüşşafaka’nın kurulmasına öncülük eden Yusuf Ziya Bey bir sosyal girişimciydi. Keza kadın hastalıkları ve çocuk hastalıklarıyla mücadele amacıyla Zeynep Kamil Hastanesi’ni daha 1862 yılında hayata geçiren Prenses Zeynep Kamil de bir sosyal girişimciydi.

Sosyal girişimciler sadece problem alanlarında değil, kültür ve sanat alanlarında da etkinler. Robert Redford‘un bir bağımsız film hareketi olarak kurduğu Sundance Lab ve Sundance Film Festivali, kültürel alandaki sosyal girişimciliğin en parlak örneklerinden bir tanesidir. Sundance Enstitüsü, bugün sadece Amerika’da değil dünyanın birçok yerindeki bağımsız filmlere destek oluyor. Redford’un kendi deyimiyle bu hareket “daha insancıl” filmlerin üretilmesine ve görünürlük kazanmasına katkıda bulunuyor.

Sadece kısa vadeli kişisel çıkar peşinde koşan, eşitsizlik üzerine kurulu, hakça olmayan her girişim mutsuzluk yaratır. Hiçbir şirket sadece kendisi kâr ederek, sürekli bir büyüme elde edemez. Kendinden başkasını düşünmeyen, sadece kendi çıkarını gözetenlerin mutlu olma şansı yoktur. Bugün vardığımız “ortak akıl”, artık “şirket” kavramına farklı bir bakış açısı getirmemizi gerektiriyor. Bu akıl düzeyi, sadece ortakların değil, şirketin ilişkiye girdiği bütün kesimlerin çıkarını düşünen bir anlayışı hayata geçirmemiz gerektiğini söylüyor. Dünyanın her yerinde, en fakir toplumlarda bile, yenilikçi insanların ve sivil insiyatiflerin ortaya çıkması, yükselen bu anlayıştan güç alıyor.

Sosyal girişimciler, gerçekleştirdikleri inovatif uygulamalarla kimi zaman, devlet politikalarını bile değiştirebiliyorlar. Aids hastaları için evde bakım, okuldaki derslere katılamayan kanserli çocuklar için özel eğitim olanakları gibi projeler, birçok ülkede standart kamu uygulamasına dönüşmüş uygulamalardır. Sosyal girişimciliğin temel kuralları var. Sosyal girişimciler, bu kurallara uydukları için başarılı oluyorlar:

 

 

 

Tarihsel gelişim süreci İkinci Dünya Savaşı’na dek uzanan sosyal girişimcilik kavramının uygulama boyutu Muhammet Yunus ile 1970’li yıllarda bir kez daha önem kazanmıştır. Bangladeşli Grameen Bank kurucusu olan Muhammad Yunus da bir sosyal girişimcidir. Nitekim 1974 yılında gerçekleştirdiği eylemi ve düşüncesiyle; ekonomik, ideolojik ve siyasal önyargıları hiçe sayarak kendi projelerini kabul ettirmeyi başaran Muhammed Yunus’un uygulamaya taşıdığı “Sosyal Girişimcilik” kavramı, ona bu alanda 2006 Yılı Nobel Barış Ödülü’nü getirmiştir. Geçtiğimiz yıllarda Bill Gates de, Microsoft’taki tam zamanlı görevinden ayrılarak eşi Melinda ile üçüncü dünya ülkelerindeki ölümcül hastalıkları durdurmak amacıyla bir vakıf kurarak sosyal girişimcilerin arasına katıldı. Servetinin yüzde 95′ini vakfa bağışlayan, eşi ve kendisi öldükten 20 yıl sonra ise bu paranın tamamının harcanmış olmasını planladığını söyleyen Gates, bu anlamda birçok iş adamına da örnek oldu.

Sosyal girişimcilik kavramının kurumsallaşmasında ise, 1980 yılında William Drayton tarafından kurulan ASHOKA’nın önemli bir payı olmuştur. Kuruluş amacı “Sosyal Girişimciliği” desteklemek ve bir sektör olarak algılanmasını sağlayarak bu sektörü destekleyen mekanizmaları oluşturmaya çalışmak olarak belirlenen ASHOKA, sosyal değişimin toplumların içinden doğduğu anlayışına vurgu yapmıştır.

Sosyal girişimcilik ve sosyal inovasyon aynı anlamı taşımaz, ancak sosyal girişimciliğin var olmadığı bir ülkede sosyal inovasyondan bahsetmek çok gerçekçi olmayacaktır. Sosyal girişimcilik, ortaya çıkan fikirlerin sosyal değişim ve değer oluşturması için organizasyonlar boyutuna indirgenmesidir.

Girişimciliğin yalnızca ticari alanla sınırlandırıldığı, toplumun sosyal sorunlarına çözüm arayanlara ise hayalci denildiği bir dönemde sosyal girişimcilik, toplumların kalkınmasında önemli rol oynamıştır. Sosyal girişimciler yüzyıllardır toplumların alışılagelmiş davranışlarını değiştirerek dönüşümlere yol açmışlardır.

“İnanırsan yapabilirsin” sözü gerçekten de herkes için geçerlidir. Yapılan işlerin kapasitesi değişebilir, ama herkesin toplumsal sorumlulukta üstlenebileceği ve başarabileceği işler olduğu da bir gerçektir. Unutulmaması gereken en önemli nokta, toplumun yapısına özgü ve halkı kavrayabilecek yenilikçi çözümler üretebilmek gerektiğidir ki bunun için de ileri görüşlü olmak gerekir.

 

 

Yard. Doç. Dr. Nebiye YAŞAR